“KENTLİ BİR OZANIM”


Müziğin yeni yüzlerinden Selçuk Küpçük, bir ilke imza attı. Hz. Muhammed için yazılan naatlardan birini Rock formunda seslendirdi


 

Sanatçı Selçuk Küpçük, son albümü ‘Artık Kuşlarını Uçur’da Hz. Muhammed’e sevgi ve saygının ifade edildiği bir kaside türü olan ‘Naat’ tarzı bir şiiri rock formunda seslendirdi. Nurullah Genç’e ait ‘Yağmur’ isimli naatı rock altyapısıyla besteleyen Küpçük, böylece Peygamber sevgisini rock ezgileriyle buluşturmuş oldu.

 

 

 

 

Ticari kaygım yok

Üçüncü albümü ‘Artık Kuşlarını Uçur’la sevenlerinin karşısına çıkan öğretmen-şarkıcı Küpçük’ün bugüne kadar yaptığı birçok beste Selda Bağcan başta olmak üzere çeşitli sanatçılar tarafından seslendirildi.

Müziğe bakışını, ‘Benim müziğim ticari kaygıları önceleyen popüler dili tercih etmez. Müziği salt kendim için yapıyorum bu anlamda. Benimle aynı estetik kaygıları taşıyan dinleyiciler ile varoldum şimdiye kadar. Kitlelerden hep uzakta konumladım kendimi. Kitle, kendisi ile aynı dili kullanmanızı ister. Oysa sanatçı avamın vasat estetik algısının ötesine geçmek ve sınırları zorlamak için vardır. Vasatı yukarı çekme çabası güdenler öncü isimlerdir’ sözleriyle özetleyen Küpçük, modernite ve geleneksellik arasındaki köprü ve müziğinde bu bağı birleştirme çabasına ise şu sözlerle açıklık getiriyor: ‘Çağdaş müziğin geldiği noktaları gözden kaçırmamak kaydı ile modern zamanlarda geleneksel müzikal izleğimizi bugünde de yaşatmak iddiasındayım. Ancak bunu geleneğin aynen tekrarı şeklinde değil de şimdinin müzikal imkanları ve anlayışı ile dönüştürmenin sağlıklı olacağını düşünüyorum.’

Yalnızlıktan korkmuyorum

Müzikal yolculuğunda yalnız kalmaktan korkmadığını ifade eden Küpçük, sonucu ne olursa olsun popülaritenin tuzağına düşmeyeceğini ve tanınmak gibi bir derdi olmadığını ısrarla vurguluyor.
Önceki çalışmalarında olduğu gibi bütün besteleri kendine ait üçüncü albümü ‘Artık Kuşlarını Uçur’daki eserlerini, ‘Bu şarkılar benim hayat karşısındaki kişisel cevabımdır’ şeklinde tarif eden Küpçük, isyanın müziği rock ile Tanrı’ya teslimiyetin ezgisi ilahilerin bir arada bulunabilirliği konusunda ise bir hayli iddialı sözler sarfediyor: ‘Rockın itaatsiz bir felsefeden, ilahinin ise itaat kültürünü besleyen bir felsefeden yana olduğu gibi bir algısal fakirlik söz konusu. Ben buna katılmıyorum, aksine ilahileri söyleyen, besteleyen sufilerin içinde bulundukları tasavvuf hareketlerinin muhalif bir geleneği imlediklerini düşünüyorum. Mevcut iktidarı temsil eden ulema mesela her zaman tasavvufa mesafeli durmuş, kimi zaman acımasızca eleştirmiş, hatta İbn-i Arabi gibi isimleri bile din dışı olmakla itham etmiştir. Kurtuluş Savaşımıza katılan Mevlevi ocaklarını da düşündüğümüz zaman tasavvuf hareketlerinin bir direniş damarının da bulunduğunu görebili-yoruz.’ Albümde seslendirdiği Yağmur isimli naatı ise deneysel bir çabadan çok müzik anlayışı ve hayata bakışının bir yansıması olarak değerlendiriyor: ‘Bunu yaparken ortodoks zihni yapılanmalar karşısında yıkıcı bir etki oluşturma düşüncesindeydik. Hem rock yapan hem de ilahi söyleyen arkadaşlara çalışabilecekleri bir alan açmanın derdindeydim’.

Rock ve mehter olmaz

Rockla naatı aynı ezgilerde dillendiren Küpçük aynı uzlaşmanın mehter marşıyla yapılmasına ise karşı çıkıyor. Militer ve devleti kutsayan bir müzik olan mehterin tarihi boyunca anti-militer ve devleti reddeden anarşist bir form olmuş rockla aynı kefede buluşmasının imkansız olduğunu düşünen Küpçük, ‘Deneysel açıdan tabi ki yığınla şey yapılabilir ama yapılan işlerin felsefelerinin de bunu beslediğini iddia etmek her zaman mümkün gözükmüyor. Mesela bir arkadaşım rock müzik ile mehteri birleştirdiğini iddia ediyor. Bu felsefi arka donanıma sahip değilseniz, dinleyiciniz de bu arka plandan yoksun vasat bir dinleyicinin ötesine geçemez. Ha belki çok satarsınız, içi boş gençler alıp sizi dinlerler ama nitelikli bir iş yaptığınızı ispatlayamazsınız’ diyor.


İşte o şarkı

Hz. Muhammed ‘e olan sevgi ve saygının ifade edildiği bir kaside türü olan naatın tasavvuf kültüründe en önemli örneği Itri’nin Rast makamında bestelediği Hz. Mevlana’ya ait olan şiirdir. Selçuk Küpçük’ün rock tarzında bestelediği Nurullah Genç’in ait naatın sözleri şöyle:


Yağmur seni bekleyen bir taş da ben olsaydım/ yağmur
Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki yaşanmamış mazide
Dokunduğun küçük bir nakış da bir olsaydım/ yağmur
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım/ yağmur
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım/ yağmur
Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım/ yağmur
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım yağmur



 

Kentli bir ozanım
‘Benim müziğim öncelikle yerli bir damar üzerine yürür. Türkülerimiz insanoğlunun ürettiği en güçlü müzikal tınıları taşıyor. Ancak geleneksel ozan kimliği değişime uğramıştır. Çünkü kırsaldaki ozan bugün kente inmiş ve iletişim araçlarının genelleşmesi sonucu anonimleşme süreci bitmiştir. Artık kentli bir ozan kimliğinden bahis açılabilir. Ve bu yeni ozan kimliğinin hem müzikal algısı, hem de müzikal izleği değişime uğramıştır.’


İlahiler tam bir felaket


‘İlahiciler genel olarak ayrı bir facia. Geleneğin kötü bir tekrarı olmaktan öte geçemiyorlar. Geleneği bugüne dönüştürmek gibi müzikal bir poetikadan çok uzaklar. Çağdaş bir ilahi formu üretilemediği için şimdilerde Sami Yusuf diye bir adamın peşinden koşuyorlar. Oysa yüz tane Sami Yusuf’u bir tek Ahmet Özhan’a tercih etmem. Ahmet Özhan dünya çapında bir ilahi yorumcusudur. Sami Yusuf popülist bir isim olmanın ötesinde hiçbir şey. Kitlenin eğilimleri bir sanatçı için ciddi anlamlar taşımaz, yanıltıcıdır.’


Rockçılar mistisizmi bilmiyor


‘Bu ülkedeki rockçıların yerlilik anlamında da sıkıntıları olduğunu gözlemliyorum. Pozitivist bir düşüncenin ötesine geçemeyen, metalik bir ses evrenindeler hálá. Batı’daki rockçılar mistik suları 30 yıl önce keşfettiler, bizimkiler ne yazık ki tasavvufu irtica sanıyorlar. Artık Kuşlarını Uçur’da bu yüzden Yağmur isimli naat şiire yaptığım besteyi rock bir altyapı üzerine kurguladık. Ortaya çıkan çalışmanın hem rockçılar, hem de ilahi okuyanlar için deneysel bir alan açtığını düşünüyorum.’